Mimari eylem, boşluğa rastgele bir nesne bırakmak değil; var olan coğrafyanın dinamikleriyle yüzleşerek yapısal bir dizge inşa etmektir. Nitelikli bir villa tasarlamak, salt kapalı bir alan üretimi olmanın ötesinde, yapının oturduğu toprakla, aldığı ışıkla ve iklimle kurduğu rasyonel bir diyalogdur. Kayseri merkezli Yaba Mimarlık ofisinin kurucusu Mimar Gökhan Yaba'nın tasarım vizyonunda sıkça vurguladığı gibi; yerin ruhunu (genius loci) okumadan, topoğrafyanın dayattıklarını mekansal bir organizasyona çevirmeden üretilen her form, bağlamından kopuk birer dekorasyondan ibarettir.
Aşağıda, modern villa projelerinde yapının 'yer' ile kurduğu gerilimli ancak uzlaşmacı ilişkiyi irdeleyen profesyonel tasarım ilkeleri yer almaktadır.
Tasarımın sıfır noktası 'bağlam'dır. Yapı, topografyaya direnmemeli, onun bir uzantısı gibi toprağa sızmalı veya onun üzerinde kendi tektonik gerilimini kurgulamalıdır. Kayseri villa tasarımı süreçlerinde karşılaşılan sert iklimsel veriler, formun ana belirleyicisidir.
Özellikle geniş galeri boşlukları, sadece görsel bir ihtişam aracı değil; ışığın mekanın en derin cidarlarına kadar ulaşmasını sağlayan, düşey sirkülasyonu rasyonel bir iklimlendirme bacasına çeviren analitik bir mimari karardır. Güney cepheleri, kış güneşini içeri alacak ancak yazın dik gelen ışınları kesecek saçak (güneş kırıcı) sistemleriyle kurgulanırken; kuzey cepheleri ısı kaybını minimize etmek adına daha sağır ve defansif bir kabuk olarak ele alınmalıdır. Güneşin rotası ve topoğrafyanın eğimi, konseptin belkemiğini oluşturur.
Mekan, sınırların değil, 'eşik'lerin (threshold) organizasyonudur. İç ve dış arasındaki ayrım keskin bir çizgiyle değil, yarı açık mekanlar, avlular ve saçak altlarıyla muğlaklaştırılmalıdır. Yaba Mimarlık tarafından kurgulanan Kayseri mimari projelerinde, yapının organizasyonu sadece kendi iç işleyişini değil; komşu yapılarla olan görsel mahremiyet, hakim rüzgar koridorları ve manzara yönelimini bütüncül bir yaklaşımla ele alır.
Plan düzleminde sirkülasyon alanları, bir odadan diğerine geçişi sağlayan atıl koridorlar olmaktan çıkarılıp, ışıkla ve dış mekanla sürekli ilişki kuran mimari bir 'promenad' (yürüyüş yolu) olarak tasarlanmalıdır. Gündüz yaşam alanları (salon, mutfak, kış bahçesi) güneşin gün içindeki hareketine sadık kalarak dış mekanla organik bir şekilde bütünleşmeli; gece alanları ise akustik ve görsel mahremiyetin korunduğu daha içe dönük, izole hacimler olarak şekillenmelidir.
Bir yapının mimari karakteri, kullandığı malzemenin dürüstlüğü ile ölçülür. Malzeme, başka bir şeyi taklit etmeden, kendi yapısal gerçeğiyle mekana entegre olmalıdır. Brüt betonun pürüzlülüğü, ahşabın coğrafyayla birlikte yaşlanması veya çeliğin endüstriyel netliği, tasarıma fenomenolojik bir derinlik katar.
Strüktür, sadece mimariyi ayakta tutan bir iskelet değil, tasarımın estetik ve rasyonel dilinin ta kendisidir. Doğru malzeme seçimi, aynı zamanda yapının sürdürülebilirlik metriklerine (karbon ayak izi, ısıl geçirgenlik) verilen doğrudan bir cevaptır.